Kağıt Suda Parçalanır Mı?
Hayat, bazen bir kağıt gibi olur. Üzerinde biriken her an, her düşünce, bir başka katman ekler. Ama bir damla su, her şeyi silip götürmeye yeter mi? Kağıt, suda parçalanır mı? Bunu anlamam, beklemediğim bir anda, Kayseri’nin o soğuk, gri sabahında bir parka adım atmamla başladı. O sabah, her şeyin değişeceğini hissetmiştim. Belki de parmaklarımda hissettiğim o soğukluk, bana bir şeyler anlatmak istiyordu. İronik bir şekilde, bu yazıyı, o günü hatırlayarak yazıyorum.
Sabahın İlk Işıkları
Hikayem biraz eskilere, lise yıllarıma dayanıyor. Kayseri’nin o ünlü karanlık sabahlarından biriydi. O sabah okula gitmek için hazırlanırken, aklımda kaybolmuş bir düşünce vardı: “Kağıt suda gerçekten parçalanır mı?” Bu soruyu, o kadar basit bir soru gibi görse de bir anı gibi kafamda taşıyordum. Hani insan bir şeyi hatırlayınca, aniden ona dair başka bir soru aklına gelir ya işte öyle.
Okuldan sonra bir kafede buluşacağım Eda’yı bekliyordum. Eda’yla yıllardır birbirimize yazdığımız mektuplar, her birini özenle katlayıp bir kutuda saklardık. O mektuplarda hep bir şeyler söylerdik birbirimize, kaybolan bir şeyin peşinden sürüklenir gibi. O gün, ona, “Kağıt suda parçalanır mı?” diye sormayı planlıyordum. Neden böyle bir soru sormak geldi aklıma, hâlâ bilmiyorum. Ama sanki o soruya ihtiyacım vardı, bir şekilde bir şeyler bulmam gerekmişti. Belki de yaşadığım duygular o kadar karışıktı ki, onları bir şekilde suda çözmeyi umuyordum.
Kaybolan Mektup
Kafede Eda’yı beklerken aklımda sürekli aynı düşünceler dönüyordu. Bu arada, hayatımda bir dönüm noktasındaydım. Üniversiteye başlama hazırlıkları, iş görüşmeleri, ailevi beklentiler ve daha fazlası. İçimde bir boşluk vardı, bir yerlerde eksik bir şeyler vardı ama neydi? Eda geldiğinde, bir anlığına dünyam aydınlandı. Her zaman olduğu gibi bana o çok sevdiğim gülümsemesiyle yaklaşmıştı.
Birlikte oturduk, kahvelerimizi içtik, sonra yeni yazılarımızdan, hayatımızdaki değişikliklerden konuştuk. Ve birden, içimdeki soru patladı: “Eda, kağıt suda gerçekten parçalanır mı?” Bu, basit gibi görünen ama bir şekilde derinleşen bir soruydu. Eda’nın yüzünde önce şaşkınlık, sonra da o her zamanki hafif gülümsemesi belirdi. “Neden sence?” diye sordu.
Sanki sormam gereken şeyin bu olduğunu fark ettim. Belki de bir şekilde, içimdeki bu karışıklığı kağıt ve suya benzeterek çözmeye çalışıyordum. Kağıt, kelimeleri taşıyan bir şeydi; bir yazar olarak bazen kelimelerin içinde kaybolur, bazen de yazdığın her şeyin suya düşüp parçalandığını hissederdim.
Anın Çöküşü
Birden, kafede otururken, önümdeki kağıtlar hafifçe ıslanmış gibi hissettim. Belki de öyleydi. Bir anda ellerim titremeye başladı. İşte o an, kağıdın suda parçalanacağına dair şüphem tamamen kayboldu. Kağıt, suda gerçekten parçalanırmış. Çünkü ben, kelimelerimle, duygularımla o kadar fazla yüklenmiştim ki, artık onları taşımakta zorlanıyordum. Bir an, kağıtların üzerine yazdığım her kelimenin suda kaybolduğunu düşündüm. Her şey, akıp gitti.
Eda, bana bakarak, “Bazen, kağıtları suyla yıkamak gerekir, belki de bir nevi temizlenmek… Belki de su, senin kelimelerini taşıyan bir araçtır, sadece onları taşır, asıl onlar suda çözülür,” dedi. Cevap verdiği zaman, sanki yıllardır beklediğim bir şeyin cevabını bulmuş gibiydim. Gerçekten de bazen kelimeler, yazdıklarımız, düşüncelerimiz, suya düşer ve kaybolur. Tıpkı bir kağıt gibi, suyun içinde kaybolur. Ama belki de kaybolarak, yenilenir.
Kağıdın Gücü
O gün, yazıya dair tüm düşüncelerimi yeniden şekillendirdim. Su, aslında kelimelerin içinde taşıdıkları duyguları dışa vurması için bir araçtı. Bazen, bir kağıt suda parçalanır, bazen de bir kağıt, suda kaybolur. Ama aslında her kayboluş, bir yeniden doğuştu. Tıpkı suyun, bir kağıdın ruhunu alıp ona yeni bir şekil vermesi gibi.
Eda’yla geçen saatlerin ardından, içimdeki boşluğu biraz daha hafiflemiş hissettim. Bu, bana hayatıma dair önemli bir şey öğretti. Kağıt, suda parçalanırken, aslında sadece yüzeydeki kırılmalar yaşanır. Gerçek duygular, her zaman yerinde kalır. Sadece şekil değiştirirler.
Kayseri’nin Rüzgarı
Eda ile sohbet ederken, hava da yavaşça kararmaya başlamıştı. Kayseri’nin o meşhur rüzgarı, dışarıda hafifçe esiyordu. Birden, rüzgarı hissettim, belki de sadece zamanın, ruh halimin bana ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum. Her şeyin, bir şekilde suda parçalandığını düşündüm. Ama su, o parçalanan şeyleri yeni bir biçime sokar ve hayata dönmelerini sağlar. İşte o zaman, tüm duygularımın kaybolmasına izin verdim. Ne zaman bir şey suda kaybolursa, kaybolan şeyin asla yok olamayacağını fark ettim.
Bütün bu düşünceler arasında, hayatımda bir dönüm noktası daha vardı. Çünkü ben, kelimelerin ve suyun arasındaki dengeyi anlamıştım. Bazen, kağıt suda parçalanır; ama eninde sonunda o parçalanan her şey, yeniden bir araya gelir. Yeni bir şekil alır, yeniden doğar. Tıpkı bizim gibi…